18 Kasım 2008 Salı

Bazı bakteriler paslanmayı önlüyor

Araştırmacılar özel bir bakteri türünün jöle haline getirilerek metal yüzeylere sürülmesi durumunda paslanmayı önlediğini ortaya çıkardı.

Çelik ve demir doğadaki oksijen ve suya maruz kaldığında çürüyor ve paslanıyor. Oksidasyon denen bu süreçte metaller kalitesini yitiriyor. Hatta, bazı bakteri türleri metallerin yüzeyine yapışarak oksidasyon yaratan sülfür gibi bazı kimyasal salgılayarak bu sürecini hızlandırıyor. Ancak araştırmalar bazı türlerinin ise tam tersi etkisi olduğunu, oksidasyonu yavaşlattığını ortaya koyuyor.

Bilim insanları, metalin doğa şartlarında maruz kaldığı paslanma ve diğer yıpranmayı durdurmak için canlı bakteri kullanmayı araştırıyor. Araştırmayı yürüten İngiltere’de Sheffield Hallam Üniversitesi uzmanı Robert Akid, bu etkiye sahip iki bakteri türü keşfetti. Deneylerde Pseudomonas fragi ve Paenibacillus polymyxa adlı iki bakteri türünün jöle haline işlenerek metallere sürüldüğünde oksidasyonun yavaşladığı gözlemlendi.

BAKTERYEL JÖLE PASLANMAYI YAVAŞLATIYOR
Bakterili jölenin etkinliğini ölçmek için uzmanlar bunu paslanmaz çelik ve alüminyum alaşımların yüzeylerine süredü ve metal plakaları suya batırdı. Deney süresi olan 30 gün boyunca oksidasyon süreci elektrik akımı verilerek ölçüldü. Bakteryel jölenin sürülmediği metallerin üç kat daha ileri oksidasyona maruz kaldığı gözlemlendi. Mikroskopla yapılan incelemede bakterilerin jölenini içinde yaşamaya devam ettiği görüldü.

BAKTERİ METAL YÜZEYİ KAPLIYOR
Metal yüzeylerine paslanmaya karşı çeşitli kimyasal kaplamalar uygulanıyor, ancak bu tip maddeler çevreye ve kimi hallerde de insan sağlığına zarar veriyor. Akid, bakteryel jölenin çevreye zararlı kimyasallarını yerini alabileceğini ifade etti.

Akid bakterilerin oksidasyonu nasıl önlediğinin ise henüz bir muamma olduğunu belirtirken, metal yüzeyinde bir ‘biyo-kaplama’ oluşturarak suyla temasını önlediğini dile getiriyor. Araştırmalarını derinleştireceklerini ifade eden Akid, bakterileri genetik olarak geliştirerek anti-oksidasyon etkisini daha güçlendiremeyi planladıklarını söylüyor.

MR-1 BAKTERİSİ DE ETKİLİ OLABİLİYOR
Bakterilerin oksidasyonu önleyici etkilerini araştıran bir diğer bilim insanı da University of Southern California uzmanı Esra Kuş. Kuş, MR-1 olarak bilinen Shewanella oneidensis adlı bir bakteriyi alüminyum, bakır, çinko, çelik ve piriç üzerinde denedi ve paslanmayı önleyici etkilerini sınadı. Bu bakterinin de pirinç, bakır üzerinde etkili olduğu gözlemlendi. Esra Kuş, bakteryel önlemlerin gelecek vaadettiğini, ancak MR-1’ın etkisinin daha derinlemesine incelenmesi gerektiğini ifade ediyor.

Sahte Ferrari yakalandı

Formula 1 yarışlarının gözde markası olarak bilinen ve otomobil severlerin rüyalarını süsleyen ''kırmızı'' Ferrariler ''marka kalpazanlarının'' eserleri arasına eklendi. Bir internet sitesinde yer alan fotoğraflar üzerine İtalya'da başlatılan soruşturma kapsamında, iki adet taklit ''F2002'' model Ferrari ele geçirilirken, olayla bağlantılı iki kişi de gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan birinin Ferrari severlerin bir araya geldiği ''Kırmızı Tutku'' klubünün Roma başkanı olduğu ve yüksek fiyatlar karşılığı sahte Ferrari'yi çeşitli fuar ve gösterilerde kiraladığı öğrenildi. Soruşturma sonucunda taklit Ferrarilerin imalatçısını Sicilya'da yakalayarak göz altına alan mali polis, ikinci taklit Ferrari'yi de İtalya'nın güneyindeki Bari şehri yakınlarında bir kasabada ele geçirdi.

Dünya en sıcak döneminde

Bilimsel çalışmaların, Dünya'nın en az son 400 yıldan, muhtemelen de çok daha uzun süreden bu yana en sıcak dönemini yaşadığını ortaya koyduğu bildirildi. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'nin, Kongrenin talebiyle çeşitli bilimsel çalışmaların geniş çaplı değerlendirilmesi sonucu hazırladığı raporda, Dünya'daki şu anki sıcaklığın en azından 400 yıldır ve belki de birkaç bin yıldır görülmediği kaydedildi. Önde gelen iklim bilimcileri kurulu tarafından Kongreye sunulan raporda, Dünya'daki ısınmanın çoğundan insan faaliyetlerinin sorumlu olduğu belirtildi. Kurulun 155 sayfalık raporuna göre, Kuzey Yarıküre'de yerin ortalama sıcaklık derecesi 20. yüzyılda yaklaşık 1 derece arttı. Bazı iklim bilimcilerin yaptıkları araştırmalarda Kuzey Yarıküre'nin 2000 yılın en sıcak döneminde olduğu sonuca kadar ulaştıkları kaydedilerek, yapılan çalışmaların geniş değerlendirmesi sonucunda da en azından 20. yüzyılın son birkaç on yılının, son 400 yılın karşılaştırılabilir herhangi bir dönemine göre daha sıcak olduğu sonucunun ortaya çıktığı belirtildi. Sonuçta akademi kurulunun, yaklaşık 1500'den 1850'ye kadarki Küçük Buzul Çağı'ndan önce 1000 yılı civarında sıcaklık durumunun nispeten sürmesine rağmen, 20. yüzyılın son birkaç on yılındaki ısınmanın, son 1000 yılda görülmemiş biçimde olduğunu kabul ettiği kaydedildi. Bilim adamları, 1600'den önceki sıcaklık derecelerinden daha az emin olduklarını, ancak atmosferde ısıyı tutmasından ve küresel ısınmaya yol açmasından sorumlu tutulan sera etkisi yaratan önde gelen iki gaz olan karbondioksit ve metanda, 12 bin yıl uygun bir düzeyde kaldıktan sonra 20. yüzyıldan başlayarak keskin yükseliş olduğu sonucuna varmayı yeteri kadar güvenilir bulduklarını belirtti. MS 1 ve 1850 arasında volkanik patlamalar ve güneşle ilgili değişimlerin sera etkisi yaratan gazların seviyesindeki değişimlerin ana nedeni olarak görüldüğüne işaret edilen raporda, ancak bu sıcaklık değişimlerinin, 19. yüzyıl ortasından itibaren hava kirliliğiyle sera etkisi yaratan gaz seviyelerine bağlı olarak bildirilen ısınmadan çok daha az olduğu kaydedildi. Amerikan Kongresi tarafından, hükümete bilimsel konularda tavsiyede bulunması için görevlendirilen özel bir kuruluş olan Ulusal Bilimler Akademisi'nden küresel ısınmayla ilgili raporun, kasım ayında meclis bilim komisyonu tarafından, bu durumun bir tehdit olup olmadığının ortaya konması için istendiği belirtildi. Başkan George Bush yönetimi ise küresel ısınma tehdidinin,yeni hava kirliliği kontrolleri isteyecek kadar ciddi olmadığını ileri sürüyor. Beyaz Saray, küresel ısınmaya yol açan sera etkisi yaratan gazların atmosfere salımının azaltılması uygulamasının 5 milyon Amerikalının işine mal olacağını savunuyor.

Vestel'den Avrupa'da bir ilk





Vestel Avrupa'nın ilk laptop fabrikasını kurdu Zorlu Grubu bünyesindeki Vestel, Türkiye'nin ilk dizüstü bilgisayarını üretmeye başladı. Intel 'World Ahead Programı''nın tanıtımı amacıyla düzenlenen toplantıda konuşan Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Ömer Yüngül, Avrupa'daki ilk ve tek laptop fabrikasını Manisa'daki Vestel City bünyesinde kurduklarını belirterek, ilk ihracatlarını da Polonya'ya yaptıklarını açıkladı. Intel'in desteğiyle oluşturulan üretim merkezinde, işlemci ve birkaç küçük parça dışında, ana kart da dahil dizüstü bilgisayarı oluşturan her şeyi ürettiklerini ifade eden Yüngül, 'Yeni Intel Core 2 Duo bizim mühendislerimizin çalışmaları ile ortaya çıkacak. Polonya'ya şimdiden 8 bin laptop sattık' dedi. Fiyat avantajı yerine hızlı servis ve kişiye özel üretimlerle ön plana çıkacaklarını söyleyen Yüngül, 'Dizüstü bilgisayarlarda fiyatlar altın ve bakır gibi madenlerde olduğu gibi her yerde aynıdır. Biz uzun garanti süresi ve hızlı servis ile dünya rekoru kırmayı planlıyoruz. Laptop üretimini müşterinin taleplerine göre düzenleyeceğiz. Fabrikada terzilik yapacağız. Saat avantajı ile öne çıkacağız, böylece bilgisayarı bozulan problem yaşamayacak' dedi. EĞİTİME KATKI Intel'in World Ahead programı'nın Türkiye ayağını hayata geçirmek üzere Türkiye'ye gelen Intel CEO'su Paul Otellini de bilgisayar kullanımının yaygınlaşması için 5 yılda Türkiye dahil tüm dünyada 1 milyar dolarlık yatırım yapacaklarını açıkladı. Intel'in bilgisayar okuryazarlığını artırmak amacıyla 5 yılda 500 bin öğretmene eğitim vereceğini ve okullara 8 bin bilgisayarın bağışlayacağını söyleyen Otellini, '350 merkez oluşturuyoruz, buralarda 160 bin öğrenciye ulaşılacak. Batı Avrupa ülkelerinde PC kullanma oranı yüzde 63, Türkiye'de ise sadece yüzde 11. Türkiye'de teknolojiyi, internet erişimini ve bilgisayar eğitimini herkes için erişilebilir kılmalıyız' dedi.